Deniz Kuşu Derken? – Bölüm II

yelkovan_Duncan Wright

Fotoğraf: Duncan Wright

Enerjimizi sınırlayan mı var?

Yaşam tarihi teorisinden bahsettim, deniz kuşlarının tamamen deniz ortamına bağlı canlılar olduğundan da… Bu ipuçlarını birleştirip deniz kuşlarının yaşam tarzının deniz ekosistemi tarafından şekillendirildiğini ileri sürebiliriz. En yaygın bilgiye göre, deniz ekosistemi tahmin etmesi zor bir ekosistem; küçük sürülerden oluşan besin yamalarının ne zaman nerede olduğunu bilmek zor. Ayrıca deniz dinamik ve hızlı değişen bir ortam. Deniz kuşlarının besin aramak için çıktığı uzun yolculuklara şaşırmamalı.

1960lı yıllarda ileri sürülen bir hipoteze göre deniz kuşları bu tahmin edilemez ortamda besini rastgele beslenme yolculukları yaparak buluyor. Bu nedenle çıktıkları her beslenme yolculuğundan dolu bir mide ile dönmeyi garantileyemiyorlar. Dolayısı ile kendilerini sınırlı besine hazırlamaları gerek. Enerji sınırlama hipotezi olarak bilinen hipoteze göre deniz kuşlarının “aşırı uç” demografileri ebeveynlerin yavrulara getireceği besini sınırlayan deniz ortamından kaynaklanmaktadır. Yani ebeveynler her an besin bulmayı garantileyemediğinden tek seferde birden fazla yumurta bırakmayı göze almıyor; üremeye harcadıkları enerjinin tamamını verimli kullanabilmek adına “az olsun, iyi beslensin” seçeneğini tercih ediyorlar. Bu da bir batında az sayıda yumurta çıkarmayı ve yavaş büyüyen yavru için uzun bir yavru bakım evresini gerektiriyor.

Önce belirteyim, enerji sınırlama hipotezi ispatlaması oldukça zor bir hipotez. Aynı zamanda bugün deniz kuşu biyolojisine dair bildiğimiz bir çok bilginin de ortaya çıkmasına ön ayak olmuş bir fikir. Hipotez için bir destek yumurta sayısı, koloni büyüklüğü ve beslenme alanı konusunda ileri sürüldü. Şöyle ki; genelde açık denizde beslenen (pelajik) türlerin kıyıya yakın alanda beslenen türlere göre daha az yumurta sayısına sahip olduğu biliniyor. Martı, pelikan (evet o da bir deniz kuşu) ve karabatak gibi kıyıda beslenen türler ortalama 2-4 tane yumurta bırakırken açık denizde beslenen yelkovan, fırtına kırlangıcı ve sümsük gibi türler ise genelde 1 yumurta bırakır. Kıyı alanların, tatlı sular ile birleşen kısımları gibi, besin açısından bolluğu bu farka bir sebep olarak gösteriliyor ancak düşük sayıda yumurta bırakmak tek başına açık deniz türlerinin enerjilerini sınırladığını kanıtlamaya yetmiyor.

Koloni büyüklüğü ve beslenme alanı arasında bir ilişki olduğunu düşünürsek, besin açısından zengin alanlarda büyük koloniler olmasını bekleriz. Upwelling denen dipteki besin açısından zengin soğuk suların, rüzgar yardımı ile yüzeye çıktığı dolayısı ile besinlerin bol olduğu alanlarda büyük koloniler olduğu doğrudur ancak tropikler gibi fakir suların etrafında da büyük koloniler bulunmakta. Örneğin Pasifik Okyanusunun ortasında yer alan Christmas (Kiritimati) Adası milyonlarca birey deniz kuşuna ev sahipliği yapmaktadır. Bu fikri de kanıt olarak sunamadık.

Eğer erişkin deniz kuşlarının enerji sınırlama hipotezine maruz kaldıklarını varsayarsak, yavru yetiştirme döneminde yüksek yavru ölüm oranları görebiliriz. Buna rağmen yapılan bir çok araştırmada –istilacı türler tarafından avlanma baskısından uzak kolonilerde- deniz kuşlarında üreme başarısının genelde yüksek olduğu görülüyor. Eğer yavrusunu yetiştirmekte zorlanan bir çift varsa o da büyük çoğunlukla üremeye yeni başlamış çaylak deniz kuşları oluyor. Ha bazen kolonilerde yüksek sayıda yavru ölümü yaşanmıyor mu, yaşanıyor. Ama bunlar genelde -daha sonra değineceğim- El Niño gibi iklim olaylarından kaynaklanıyor.

Biraz daha detaya inersek, eğer erişkinler yavrulara sağlayacakları besin konusunda sınırlanmışlarsa, izleyeceğimiz başka bir senaryo da yavrunun günlük besin miktarındaki düzensizlikler olacaktır. Bu konuda yapılan çalışmaların hepsi aynı sonuçları vermemiş. Bazı deniz kuşlarında günlük yavru besleme o kadar disiplinli ki yavrunun zor zamanlar için yağ depolamasına gerek bile kalmıyor. Ve fakat kimi deniz kuşlarında bu rutinde aksamalar oluyor olsa gerek ki kimi türlerin civcivleri elimize avucumuza sığmayana kadar yağ depoluyor ve bu yağları zor zamanlarda bir güzelce kullanıyor. Bu noktada çok sağlam kanıtlardan ziyade mantıklı açıklamalar mevcut. Örneğin albatros yavrularında yüksek oranda biriktirilen yağın, uçmaya başlama döneminde avlanmayı öğrenene kadar yavruya yetmesi için depolandığı öne sürülüyor.

Albatros_Laurent Demongin

Bir beslenme anı! Albatros ve civcivi Fotoğraf: Laurent Demongin

Enerji sınırlama hipotezinin testlerinden biri de erişkin bireylerin yavrularını yetiştirmek için tam kapasite çalışıp çalışmadığını araştırmış. Erişkin deniz kuşları yavrularını yetiştirmek için tam kapasite çalışıyorsa daha fazla yavruyu yetiştirecek enerjisinin olmaması gerekir. Ne var ki, bunu anlamak için yapılan bazı çirkin deneylerde, bazı yuvalara 1 yavru daha ekleniyor, ve örneğin sümsük kuşlarında bir çok erişkin bireyin bu ikinci yavruyu da yetiştirmeyi başardığı gözleniyor. Not düşülmesi gereken bir nokta, bu deneyler yelkovanların da içinde bulunduğu Tüpburunlular ailesinde genelde başarısız olmuş. Bunun yanında bir çok türde ebeveynlerin yuvaya getirdiği besinin aslında yavru tarafından kontrol edildiği bulunmuş. Yani bir bakıma ebeveyn denizden ne buluyorsa getirip yavrunun gagasına tıkmaktansa, yavru ne zaman isterse o zaman besliyor. Ayrıca bazı türlerde ebeveynlerin her ikisinin de zaman zaman yavrunun yanında yan gelip yattığı da biliniyor. Bu kadar boş vakit bulabilen ebeveynlerin enerjisinin sınırlandırıldığını düşünmek azıcık garip.

Buraya kadar bu hipoteze karşı sunulan görüşlerin tamamen üreme kolonilerinden yani karadan yapıldığına dikkat çekerim. Son dönemlerde kuşlara takılan minyatür takip cihazlarının teknolojisindeki patlama sayesinde artık daha sağla kanıtları denizden de toplayabiliyoruz. Enerji sınırlama hipotezinin deniz ekosisteminin belirsizliğinden ortaya atıldığını söylemiştim. Eğer deniz kuşlarının besin yolculuklardaki “adımlarını” inceleyecek kadar deli olan bir kaç kişi bulabilirsek, bir cevaba ulaşabiliriz. Ve karşınızda Henri Weimerskirch; 2007 yılında yayınlanan makalesinde, kendisi deniz kuşlarının aslında besin yamalarını nasıl da adı gibi bildiğini sağlam kanıtlarla bize sundu. Weimerskirch, besince zengin kutup bölgelerinde deniz kuşlarının en küçük ölçekteki -yamalar halinde toplanmış- besin gruplarını nokta atışı bulduğunu ve yuvadan ayrıldığında doğrudan bu bölgeye uçtuğunu ortaya koydu. Daha aşağıdaki enlemlerde ise yamalar olmasa da biraz daha büyük ölçekte olan ve bu yamaları barındıran alanların bilindiği ve kuşların doğrudan bu alanlara ulaştıktan sonra, alanda küçük yamaları arama uçuşları yaptıklarını gösterdi. Bu çalışma GPS ile takip edilen kuşların besin arama uçuşlarının özelliklerinin irdelenmesi ile ortaya çıkan bir çalışma. Konunun detayına ilgi duyanların kesinlikle okuması gereken bir makale

Deniz kuşları hakkında günümüzde yayınlanan bir çok metinde hala “…yamalı ve tahmin edilmesi zor deniz ekosistemi sayesinde…” gibi ifadeler yer alsa da, artık denizin, deniz kuşlarına o kadar da yabancı olmadığını biliyoruz. Görünen o ki, takip cihazlarının ve bir takım veri analiz yöntemlerinin hızlı gelişimi sayesinde yakın gelecekte deniz kuşlarının neden böyle bir yaşam tarzına sahip olduğunu –ilk bölümün başındaki alıntıya rağmen– daha detaylı cevaplayabileceğiz. Umarım… En azından, biz deniz kuşu delileri, bu ihtimalin varlığını seviyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s