Sör David Attenborough yaşlandı, peki ya Albatroslar?

David Attenborough_Albatroslar

David Attenborough ve Gezgin albatroslar, 1984, South Georgia. Fotoğraf: BBC Natural History Unit Arşivi

Her canlı ölümü tadacaktır.

Kur’an-ı Kerim

(!)

Sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz gerçeklerden biri; canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Peki bu ifadenin özellikle yaşlanma kısmında tartışma yaratabilecek canlıların olduğunu hiç düşündünüz mü? Örnek mi? Tabii ki deniz kuşları

Tuz mu genç tutuyor, genlerinde bizim bilmediğimiz bir takım kodlar mı saklı yoksa ölen denizcilerin ebedi ruhları oldukları miti mi doğru bilmiyoruz ama deniz kuşlarının yaşlanmadığına dair bir takım söylentiler var.

İşin detayına girmeden önce “yaşlanma” olgusuna ve yaşlanmanın evrimine bakalım. Bu noktada bir kaç satır yaşlanmanın evrimi hakkında ortaya atılan fikirlere girmek istiyorum. Teorik kısımları sevmeyenler 3 paragraf aşağıya geçebilirler.

Finch‘e göre yaşlanma, bir canlının fonksiyonlarını etkileyen ve zamanla ölüm oranını artıran yaşa bağlı değişimler… Doğal seçilimin nasıl işlediğine baktığımızda yaşlılık oldukça anlamsız aslında. Çünkü bireyde “fitness” denen, gelecek nesle katkı yapma olasılığında azalmaya neden oluyor. Ancak doğal ortamda yaşlanma oldukça yaygın gözlemlenen bir olay. Bu garipliği açıklamak için bazı teoriler ortaya atışmış durumda. İşte bazıları:

  • Mutasyon birikimi teorisi (Mutation accumulation theory): Bu teori doğal seçilimin ileri yaşlarda gücünün azaldığını savunur. En basit anlatımı ile şöyle düşünün; ölümcül bir mutasyon taşıyan genç bir birey sert bir seçilim baskısı ile karşılaşır ve bu mutasyonu yavrularına geçirmemesi için doğal ortamdan elenir. Ölümcül bir mutasyon taşıyan yaşlı bir birey ise, zaten o güne kadar bu mutasyonu çoktan yavrusuna bulaştırmış olduğundan, doğal seçilimin sert baskısına maruz kalmaz. Yaş ilerledikçe, mutasyonlar birikerek arttığından, ileri yaşlarda, yaşlanma sonucu ölüm oranı da artar.
  • Antagonistic pleiotropi teorisi (Antagonistic pleiotropy theory): Pleiotropi bir genin birden fazla etkisini tanımlamak için kullanılan bir kelime. Bu teoriye göre erken yaşlarda bireyin gelişiminde önemli rol oynayan bazı genler ileri yaşlarda ters etki yapabilir.
  • Soma hücrelerine yatırım teorisi (Disposable soma) ise yaşlanmanın vücut veya üreme hücrelerine yapılan yatırım arasındaki denge sonucu ortaya çıktığını savunur. Üreme hücrelerine yatırım yaparak daha erken üremeye başlayabilirsiniz ancak vücut hücrelerinizin kalitesi çok iyi olmadığından ürün kalitesinde bir düşüş yaşayacaksınızdır. Aksine vücut hücrelerine yatırım yapıp daha geç üremeye başlayabilir ve yatırım daha iyi olduğundan daha kaliteli döller verebilirsiniz. Bu denge yaşlanmayı belirler.

2 ve 3. teorilerin altında yatan temel gerçek üremenin yüksek maliyetli bir faaliyet olduğudur. Doğal ortamda üremeye ayrılan yatırım; vücut hücrelerinin gelişimi, tamiri ve bağışıklık gibi diğer fonksiyonlara ayrılan yatırımın azalmasına sebep olur. Dolayısı ile üremeye ne kadar çok yatırım yapılırsa yaşlılık da o kadar hızlı gelir.

Yaşlanma insan türünde ve laboratuvar hayvanlarında çalışması kolay ve güzelce belgelenmiş bir konu. Ancak doğal ortamında yaşayan hayvan türlerinde takip etmesi ve ölçmesi birazcık zor. Deniz kuşları gibi uzun yaşam süresine sahip canlılar yaşlanmayı çalışmak için en iyi gruplardan. Ve fakat… Deniz kuşlarında yaşlanmayı çalışmaya bir biyoloğun ömrü genelde yetmiyor, ayrıca yaşlanmayı ortaya koymak için gereken zaman diliminde genelde yaşlanma teorisi ve çalışma teknikleri epeyce bir değişime uğramış oluyor. Buna rağmen tezattır ki deniz kuşları doğal ortamda yaşlanmanın en sık çalışıldığı gruplardan.

Bir kuş yaşlandığında tüylerinin beyazlamasını ya da derisinin buruşmasını beklemeyiz. Çünkü ne şanslılar ki kuşlarda yaşlanmanın anatomik bir yansıması olmuyor. Dolayısı ile bir kuşun yaşlanma sürecini doğru bir şekilde izlemek isterseniz bireyin yumurtadan çıkışından ölümüne kadar takip etmeniz gerekiyor. Bu fikir kulağa fantastik gelse de bunu yapan bir takım delilerin olduğunu buraya not düşerim. Ancak bu delilerin sayısı çok az. Son dönemlerde kimi güzel bilim insanları yaşlanmayı kolay yoldan çalışmak için zekice teknikler geliştirmişler. Yine de yaşlanma çalışmalarında bir koloniyi 20+ yıl düzenli takip etmek en temel şart gibi görünüyor.

Deniz kuşlarında yaşlanma deyince yapılan çalışmaların –özellikle başlıklarındaki- mesajlarını üçe ayırabiliriz aslında; i) deniz kuşları yaşlanmıyor, ii) biz kanıtını bulduk, yaşlanıyorlar ve iii) arkadaşlar emin misiniz?

Eğer yaşlanmayı izlemek için odak noktamız deniz kuşlarının davranışları ise; örneğin beslenme davranışını ele alalım. Fitness bazında düşündüğümüzde (çünkü aslında hayat böyle) verimli beslenme bir tür için fitness’ı belirleyen temel faktörlerden. Verimli beslenen bir birey hem kendi vücut hücrelerine sağlam bir yatırım yapabilir hem de yavrusuna besin sağlayarak neslinin devamını garantileyebilir. Deniz kuşlarında her canlıda olduğu gibi yaş ilerledikçe kas fonksiyonları ve görme gibi işlevlerde zayıflama olur. Beslenme sırasında kullanılan bu fonksiyonlardaki zayıflama da beslenmenin veriminde bir düşüşe yol açar. Her şey çok mantıklı; sonuç olarak yaşlı bireylerin genç bireylere oranla daha verimsiz bir beslenme davranışı sergilemesini bekleriz. Ama durun! Gezgin albatroslar üzerinde yapılan bir çalışmada genç ve yaşlı bireylerin beslenme davranışları arasında bir fark olmadığı gözlenmiş! Beslenme yolculuklarının süresi, beslenme alanına ulaşmak için kat edilen mesafe gibi değişkenler genç ve yaşlı bireyler arasında çok benzer çıkmış. Üstelik bu çalışma deniz kuşu camiasının en iyi çalışılan kolonilerinden birisinde yapılmış; incelenen albatrosların her birinin şeceresi gayet iyi biliniyor ve analiz edilen veriler oldukça yüksek bir örnek sayısından geliyor.

Gezgin albatroslar kur dansını sergilerken. Fotoğraf: Frans Lanting

Diğer tarafta Kyle Elliot ve ekibi yukarıdaki ünlemli cümleler karşısında sakin olmamız gerektiğini çünkü aslında deniz kuşlarının içten içe yaşlandıklarını ispatlayan, çok zekice planlanmış bir çalışmanın sonuçlarını yayınladı. Bu yıl yayınlanan çalışmada, bizde Alk olarak isimlendirilen bir aileye mensup, dalarak beslenen bir deniz kuşu olan Uria lomvia (Thick-billed murre) çalışılmış. Bu detayları neden verdim? Yaşlanmaya bağlı olarak fizyolojide bir takım değişiklikler meydana geleceğini biliyoruz. Dalmak, yani nefes tutarak bir süre suyun altında kalmak, fizyoloji için yıkıcı bir işlem. Dalış performansı; oksijen stokları ve oksijen kullanımının bir fonksiyonu aslında. Dolayısı ile aerobik metabolizma –yani oksijen kullanım oranı- dalış süresine ket vuran bir faktör; oksijeni daha iyi kullanan daha uzun süre suyun altında kalır. Biliyoruz ki her türlü metabolizma yaşlanma ile zayıflar. Dolayısı ile yaşlı deniz kuşlarının dalış performansının bundan etkilenmesini bekleriz.

Thick billed murre Verena Gill

Alk kolonilerinde yumurtalar ortada, ebeveynler bu kadar rahatken yaşlanma gözlenebilir mi bilemedim. Uria lomvia Fotoğraf: Verena Gill

Kyle ve ekibi, alklerde yaşlanmayı 3 yoldan incelemeye karar vermiş; metabolizma, kandaki oksijen stokları ve beslenme davranışı. Dikkat ettiyseniz albatros çalışması sadece beslenme davranışına odaklanmıştı. Kyle ise çıktılarını kıyaslayabilmek umudu ile hem fizyoloji hem de davranışa odaklanmış. Uzatmadan sonuçlara geçelim, Kyle’ın kuşlarında yaş arttıkça, metabolizma ve kandaki oksijen stoklarında önemli derecede bir azalma görülmüş, yani yaşlanma ispatlanmış! Ne var ki, aynı kuşlar arasında beslenme davranışında (dalış derinliği, dalış şekli vb.) genç ve yaşlı bireyler arasında bir fark bulunamamış. Bu çalışmalardan kulağımıza küpe olacak mesaj; deniz kuşlarında yaşa bağlı fizyolojik değişimler olsa da bunun yansımasını davranışta görmek çok zor.

İşte biz buna zarafetle yaşlanmak diyoruz!

Reklamlar