Oltanın Ucunda Kuşun Ne İşi Var?

Datça’da genç bir balıkçı anlatıyor; bir gün martı ailesi karabatak ailesine kız istemeye gider. Konu açılınca karabatak martıya, ben sana kız mız vermem diye çıkışır. Martı ailesi şaşırır, nedenini sorar. Karabatak baba der ki, biz yemeğimizi denizden dalarak çıkartırız sizin gibi balıkçıdan, çöpten bedavaya toplayarak değil, yemeğini dalarak çıkaramayan kuşa kız vermem der.

Tepeli karabatak çifti yuva yapımında ©Kiri Stuart-Clarke

Tepeli karabatak çifti yuva yapımında ©Kiri Stuart-Clarke

Balıkçıların gözünde karabataklar pek bir asil. Çünkü balıkçılar karabatakları çok detaylı gözlemleyebiliyor. Karabataklar genelde sığ sularda, dalarak beslenir. Dipte ticari değeri olmayan balıkları yakalar. Ege Bölgesinde balıkçıların çoğu teknedeyken karabatağın dalışını, yüzüşünü, uzun süre suyun altında kalışını ve bazen avlanmasını izlemiş, hepsi hayranlıkla anlatıyor. Peki deniz kuşları beslenirken gerçekten bu denli havalı mı? Çoğu zaman hayır, çünkü bir çok deniz kuşu ticari değeri olan yani bizim soframıza gelen balıklar ile besleniyor. Bu da deniz kuşları ile balıkçıların aynı av için, aynı anda, aynı yerde olması demek. Ve insan türü ile yaban hayatının karşılaştığı her yerde bir sorun var demektir.

Denizde balıkçının ve deniz kuşunun yan yana gelişi sık sık deniz kuşlarının istemeden balıkçı ağlarına / oltalarına takılması ile sonuçlanıyor. Bilim insanları buna hedef dışı avlanma demiş. Hedef dışı avlanmanın tek kurbanı deniz kuşları değil, balıkçının hedefinde olmayan ama oltaya takılan diğer balıklar, deniz kaplumbağaları, yunuslar, balinalar, foklar ve hatta deniz omurgasızları bile tür listesinde yer alıyor.

Paraketa oltalarında deniz kuşlarının hedef dışı avlanması ©Eduardo Rodriguez. Paraketa oltaları uzun bir hat üzerinden sarkan yüzlerce kancadan oluşur. Bu kancaların ucuna genelde hamsi sardalya gibi balıklar yem olarak takılır ve daha büyük balıklar avlanır. Deniz kuşları ise kancanın ucunda suda yüzen yemi almaya çalışır ve sık sık kancalara takılır.

Hedef dışı avlanmanın olağanlığı çok normal. Deniz ortamını bir düşünün, nasıl da dinamik ve görece tahmin edilemez… Bir de hayatınızı bu ortada beslenerek devam ettirdiğinizi düşünün. Özellikle karaya uyum sağlamış bir canlıysanız suyun altına dalmak, avınızı kovalamak ve yakalamaya çalışmak ne kadar efor gerektirir bir hayal edin. Derken birisinin önünüze bir ağın içine toplanmış ya da metrelerce uzayan oltanın ucundaki kancalara takılmış hazır balık sürüsü yani yemek getirdiğini düşünün. Siz olsanız bu durumdan faydalanmaz mısınız?

Bu olayda ne oltaya takılan kuşun ne de balıkçının suçu var. Avrupa Birliği’nin su ürünleri pazar verilerinden yayınladığı 2015 raporuna göre bölgede yaşayan insanların protein tüketiminin %7’si deniz ürünlerinden geliyor. Bu durumda ne balıkçıya deniz kuşlarının olduğu yerde avlanma diyebilirsiniz ne de deniz kuşuna ticari balıklar ile beslenme… Balıkçı da deniz kuşu da aynı anda aynı yerde olacaktır. İşte bu noktada problemi çözmek için devreye (1) masa başından araziye taşınmış, tembellikten sıyrılmış bir bilim, (2) devlet tarafından uygulanan iyi yönetim ve (3) sorumlu balıkçılık giriyor. Türkiye gibi bir ülkede bu saydığım 3 maddenin bir problemi çözmek için yan yana gelmesi (burada güldüğünüzü duyar gibiyim) imkansız olmasa da uzun zaman alacağı kesin.

Bu yıl Conservation Leadership Programme tarafından desteklenen ve Yelkovan İzleme Projesi ekibince yürütülen koruma projemizin konusunu deniz kuşlarının hedef dışı avlanması oluşturuyor. Proje kapsamında idealimiz yukarıdaki 3 maddenin yan yana gelmesine katkıda bulunmak, kısa vadedeki amacımız ise deniz kuşlarının hedef dışı avlanması probleminin boyutunu anlamak.

Bu işe başlamadan önce sahada bir ön çalışma yapamadık, onun yerine daha önce balıkçılar ile çalışmış deneyimli bilim insanları ile konuşarak bilgi edinmeye çalıştık. Bahsettiğim insanlar çalıştıkları alanın önde gelen isimleri. Bir çoğundan büyük destek aldık. Bir o kadarından da “Türkiye’de balıkçının oltasına kuş takılmaz, böyle bir problem olsa çoktan haberimiz olurdu” gibi tepkiler… Aralarında, “ben balıkçı kasabasında büyüdüm, olsa zaten ben duyardım”lara varan iddialı cümleler de oldu. Bize masa başından bilim yaptıran bu genlerinin etkisinden nasıl sıyrılırız bilmem ama eğer şans eseri bu blog ile kariyerinin başında hevesli genç bilim insanlarına ulaşabildiysem naçizane tavsiyem bu gibi yorumlar konunun en uzman kişisinden de gelse bilimsel bir veriye dayanmıyorsa duymazdan gelmenizdir. Ayrıca bir olayın yokluğu o konuda bilimsel bir araştırmanın gereksizliğini göstermez. Aksine “yok” verisi en az “var” verisi kadar önemlidir. Bu gerçekler ve inadımız doğrultusunda oldukça zor bir hazırlık aşamasından sonra yola koyulduk ve bir kaç güzel insanın büyük desteği ile ön çalışmamızı tamamladık. Ege Denizinde kayıtlı olan kooperatiflerin büyük çoğunluğunu ziyaret ederek özellikle paraketa denen avlanma sistemini kullanan balıkçılar ile görüştük ve deniz kuşlarının hedef dışı avlanması konusunda veri topladık.

Konuştuğumuz balıkçıların büyük çoğunluğu deniz kuşlarının en az bir defa da olsa oltalarına takıldığından bahsetti. Özellikle Güney Ege’de açık denizde kılıç balığı avına çıkan balıkçıların yelkovanlar ve boz yelkovanlar ile derdi var. Diğer yandan kıyı alanlarda daha küçük ölçekli avcılık yapan balıkçılar ise karabataklar ve martılardan şikayetçi. Henüz veriler analiz edilmediğinden sayılar ile konuşmak zor olsa da Ege Denizide deniz kuşları için potansiyel bir hedef dışı avlanma problemi var gibi görünüyor.

©BirdLife Yunanistan

©BirdLife Yunanistan

Yukarıda bahsettiğim gibi deniz kuşları bu problemin sadece bir boyutu, diğer tarafta yunuslar, foklar, deniz kaplumbağaları, köpekbalıkları ve diğer bir çok deniz canlısı var. Hedef dışı avlanma hangi tür için olursa olsun bir problemdir ve su ürünlerinin sürdürülebilirliğine zarar verir. Bu yüzden bu konuda az çok deneyim sahibi olan bilim insanları hedef dışı avlanmayı ekosistem yaklaşımı ile anlamayı yani kuşu, yunusu, balığı ayırmadan her tür için araştırma yapmayı öneriyor. Öneri basit olsa da uygulaması çok zor.

Hedef dışı avlanmayı anlamak için avlanma esnasında veri toplamalısınız. Yani balıkçılar ile çalışmak zorundasınız. Balıkçıların kendi kendine her avdan sonra ben bu türleri hedef dışı avladım diye rapor tutmasının ne kadar zor olabileceğini tahmin edersiniz. Keza balıkçının işi balık avlamak, oltasına takılan her türü tanımlayacak ve raporlayacak bilim insanı olmak değil. Bu durumda veriyi toplamak için teknelere tür tanımlama konusunda deneyimli araştırmacıları yerleştirmek en mantıklı çözüm gibi. Ancak kaç gözlemciyi kaç tekneye yerleştirebilirsiniz? Ülkedeki balıkçılığın yüzde kaçını gözlemleyebilirsiniz? Dahası küçük ölçekli balıkçı teknesinin boyu 7 metreyi geçmezken balıkçıya nasıl teknene fazladan 1 insan daha al diyebilirsiniz?

Bu engellere bir diğer çözüm anket yolu ile balıkçılardan av esnasında değil onlar karadayken veri toplamak. Buradaki sıkıntı da balıkçıların haklı olarak gerçekleri saklama meyilleri. Keza araştırmacılara bir kuşu hedef dışı avladıklarından bahsetmeleri gelecekte onlara geri dönecek olan koruma planları demek. Dolayısı ile balıkçıya yapılan anketler problemi anlamak için en verimli yöntem değil.

İşte bahsettiğim projede bu zorlukların arasında oltalara takılan deniz kuşlarını sayıya dökmeye çalışacağız. Bence bize kolay gelsin.

Evini Koklayarak Bulmak: Tam Bir Tüpburunlu İşi

Bir taraftan deniz kuşları bazı yönleri ile insanlara çok benzer. Evlerine bağlılar: her sene yuvalamak için aynı noktaya geri dönerler. Çok uzun yaşarlar. Aynı zamanda eşlerine de bağlılık gösterirler. Fakat diğer tarafta onların dünyasının bizimkinden ne kadar farklı olduğunu bir hayal edin; açık denizde hiçbir görsel ipucu kullanmadan nasıl yön bulduklarını, küçücük adaları ve yuvalarının girişlerini zifiri karanlıkta nasıl tam isabet ettirdiklerini, binlerce kilometre öteden sadece koku duyularını kullanarak nasıl eve geldiklerini… Tüm bunlar deniz kuşlarını çalışmak için büyüleyici kılıyor.

Benjamin Metzger, 2015

Deniz kuşları üreme dönemi bittiğinde kolonilerin bulunduğu adaların/kayaların etrafından aniden yok olur. Her gece olağanüstü sesler ile meşgul olan adalar bir anda sessizleşir. Çünkü bizim deliler açık denize, binlerce mil uzağa göçmüştür. Bir sonraki üreme dönemi için karaya dönene kadar deniz kuşlarının açık denizde neler yaptıkları bilim dünyasında hala soru işareti. Binlerce mil açıktan, denizden eve geri dönerken bir deniz kuşunun yönünü nasıl bulduğunu hiç düşündünüz mü? Ya da yavrusuna besin sağlamak için Malta’dan Kuzey Afrika kıyısına 2-3 günde gidip geri dönen bir Boz Yelkovan açık denizde neyi referans alarak kolonisine doğruca dönebiliyor?

Kuşlar ve göç konusunda az çok bilgisi olan herkesin aklına hemen manyetik alan ile yön bulma fikri gelecektir. Ama bizim deniz kuşlarında manyetik alandan daha doğru çalışan başka sistemler var; tüp burunları.

Peki kim bu fantastik ismi almış kuşlar, yani tüpburunlular? Tüpburunlular (Eng: Tubenoses, Lat: Procellariiformes) deniz kuşları içerisinde albatroslar, fırtına kırlangıçları ve yelkovanları (bir de henüz ismi Türkçeye çevrilmemiş 2 aileyi) içerisine alan bir takım. Bu takıma üye deniz kuşlarının en tipik özelliği burun deliklerinin dışarıya derince bir tüp ile açılıyor olması. Örneğin denizlerimizde ve özellikle Boğaz’da her gün görülebilen yelkovana yakından baktığınızda gagasının üzerindeki tüpleri rahatça görebilirsiniz.

Yelkovan

Tüpburunlularda burun deliklerinin dışarıya bir tüp ile açılması en tipik özelliklerden… Yelkovan ©Kemal Kahraman

Yelkovanları hep denizde Boğaz kıyısından ya da tekneden izleyen birisi olarak tüpburun hikayesini sadece okumuş ve ne kadar etkileyici olduğunu algılayamamıştım. Ta ki bir tüpburunluyu elime alana kadar…

Malta’da her bir yanı deniz kuşu kokuları ile bezeli kayalarda yelkovan kolonilerinde çalışırken gece yarısından sabaha kadar yuvaya gelen kuşları yakalayıp halkalar ve ölçer biçerdik. Adanın kıyısında açık denize bakan yüksek falezlerin belli yerlerinde oturacak setler bulur, kafa lambalarımız tamamen kapalı karanlıkta yelkovanları beklerdik. Beklemek için kendimizi sabitlediğimiz yer daracık ve az biraz tehlikeli olduğundan çok fazla hareket özgürlüğümüz yoktu, dolayısı ile gelen kuşu çevik bir hamle ile yakalayacak şekilde, yuva olabileceğine inandığımız oyukların hemen dibine otururduk.

Bu gecelerden birinde, sessiz geçen uzun saatlerin sonunda sırtımı kayaya vermiş daracık sette uyumak üzereydim. Yarı uyku halindeyken birden irkilmeme sebep olan bir ses duydum, sesi duymam ile kafamın hemen üzerine büyükçe bir kuşun çarpması bir oldu! Çevik bir hamle yapsam da yelkovan anında elimden kaçtı, ışığı açıp nerede olduğuna baktığımda da kafamın hemen üzerindeki bir deliğin içinde ilerlediğini gördüm. Yelkovan, iniş noktasını yuvasını tam anlamı ile 12’den vuracak şekilde ayarlamıştı. Zifiri karanlık bir gecede, onlarca yelkovanın ürediği bir kaya yüzeyinde nasıl oluyor da tek bir inişte yuvasını tam isabet ettirecek şekilde kayaya konuyor diye günlerce düşünmüştüm. Evet, o zaman da yelkovanların yuvasını koklayarak bulduğu teorisinden haberdardım ama yine de düşünmüştüm.

Deniz kuşlarının koku ile yuvalarını buldukları aslında uzun zamandır tartışılan bir konu. Bir takım çirkin deneylerden bildiğimiz bazı gerçekler var. Buna göre ayrı ayrı koku alma ve manyetik alan duyularına zarar verilmiş yelkovan bireylerinden koku alma duyusu zarar görmüş bireylerin yuvalarını bulamada başarısız olduklarını biliyoruz. Yakınına bırakıldığında yuvayı koklayarak bulma konusunu test ettik, peki ya açık denizde yön bulmak? Deniz kuşlarının uçsuz bucaksız açık denizde beslendikten sonra kaybolmadan nasıl eve döndüğü konusu yıllardır tartışılıyor.

Bu konuda koku ile yön bulmak bir teori olarak ortaya atıldıysa da test etmesi çok zor olduğundan cevap bulamamıştı. İleri sürülen fikirlerden biri besin açısından zengin alanlara ulaşmak için deniz kuşlarının rüzgar ile taşınan kokuları bir haritaya dönüştürerek bu haritayı kullandıklarıydı.

Yine güzel deniz kuşu bilimcileri akıllarına takılan bu soruyu çözmek için 3 tür yelkovan üzerinde çalışmışlar ve ortaya inanılmaz veriler çıkmış. Tazecik çalışmada bilim insanları 3 yelkovan türünden 210 tane kuşa GPS yerleştirerek uçuş desenlerine koklama duyusunun yön verip vermediğine dair ipuçları aramışlar.

Deniz kuşlarında GPS ile takibi merak edenlere, sırtına beslenme alanlarını araştırmak için (sponsorlu) GPS yerleştirilmiş bir Boz yelkovan ©Life+ Malta Seabird Project

Deniz kuşlarında GPS ile takibi merak edenlere, sırtına beslenme alanlarını araştırmak için (sponsorlu) GPS yerleştirilmiş bir Boz yelkovan ©Life+ Malta Seabird Project

Takip edilen kuşlardan %69’unun yön bulurken rastgele dolanmaktansa kestirme yollar kullandığı (yani bir şeyin bilinci ile hareket ettiği) ve bunu yapan kuşların hareketlerinin (atmosferik) hava hareketleri ile ilişkili olduğu bulunmuş.

Peki hava hareketlerinin koklama ile ilişkisi ne? Denizde plankton denen besin zincirinin tabanındaki bıdık canlıların hücrelerinden gelen özel bir koku var : dimetil sülfit. Bu kimyasal besin zincirinde üstteki planktonların alttakileri (bkz: zooplankton – fitoplankton) tüketip sindirmesinden sonra ortaya çıkar. Bu kokunun olduğu yerde fitoplanktonlar ile beslenen zooplanktonların varlığı kesindir. Bu da bu zooplanktonlarla ve ya bunları yiyen küçük balıklarla beslenen deniz kuşları için çok belirgin bir işarettir.

Denizde hava hareketleri belirgin kokuları bir bölgeden diğerine taşır, yani hava hareketlerini takip eden kuşlar, aslında taşınan dimetil sülfit gibi kokuları ve bunların hangi yönden taşındıklarını takip ederek yön ve besin buluyorlar. Bu da ancak öncesinde zihninizde bir koku haritasının olması ile mümkün ki gelen kokuların nereye ait olduğunu bilip ona göre yönlenesiniz. İşte sayın okurlar, deniz kuşları böylesine deli, zihinlerinde bir koku haritası ile geziyor olmalılar ki bu kokuları ilişkilendirerek evlerinin kokusunun nereden geldiğini anlasınlar. Bunları okuyup hala deniz kuşlarına hayran değilseniz… daha çok hikaye için burada kalın.